Buyukdinislam.Com
 
*
Selamun Aleyküm, Ziyaretçi Kardeş. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Eylül 05, 2008, 08:27:41 am


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hasan Basri Çantay  (Okunma Sayısı 215 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi Kardeş konuyu incelemekte.
tHe sLave

Site Sahibi
*****



Cömertliği: 3150

Offline Offline

Cinsiyet: Bay

Mesaj Sayısı: 3040

'En Büyük Sloganım Bu, Daimen: ALLÂH-U EKBER!'


WWW
« : Mart 26, 2008, 02:34:58 pm »

Çantayzâdeler veya Çantay oğulları adıyla bilinen köklü bir aileden gelmekte olan Hasan Basri Çantay 1887 tarihinde Balıkesir’de dünyaya geldi. Babası güzel ahlak sahibi, ticaretle uğraşan Halil Cenabî Efendi, annesi iyiliksever ve güzel ahlaklı Hatice Hanımdır.

Hali vakti yerinde olan bir ailenin tek erkek çocuğu olan Çantay itinalı bir şekilde büyütülmüştür. O dönemdeki bütün çocuklar gibi Hasan Basri de ilk eğitimini aile ocağında aldı. İlkokulunu bitirdikten sonra Balıkesir idadisine kaydoldu.

Çok başarılı olduğu okulunda okurken babasını kaybetti. Daha önce meydana gelen depremden dolayı bir hayli zarara uğrayan ticaretin başına geçince okulunu yarım bırakmak zorunda kalmıştır. Yakınlarından yeterli destek göremeyen Hasan Basri genç yaşta üç kız kardeşi ve annesinin de sorumluluklarını yüklenmiştir.

KENDİNİ GÖSTERME ÇALIŞMALARI VE İLK MEMURİYETİ

Depremde zarar gören meşhur Zağnos Mehmet Paşa Cami’ni yaptıran Balıkesir mutasarrıfı Ömer Ali Bey’e aruz vezniyle, güç bir kafiye kullanarak elli beyitlik bir şiir yazar. Şiiri çok beğenen Ömer Ali Bey, Hasan Basri’yi yanına çağırarak ondaki kabiliyeti fark eder. 80 kuruşluk maaşla Nafia dairesinde görevlendirir. Bu memuriyet, yükünü kısmen hafifletirken, aynı zamanda yarım kalan tahsilini tamamlar. Özellikle mutasarrıf Ömer Ali Bey, onu sürekli okumaya ve yazmaya teşvik etmekteydi.

Bir tevafuk neticesinde Mevlevîhane medresesinde babasının dostu Ragıp-Zâde Ahmet Naci Efendi’yle tanışırlar. O zat Hasan Basri’nin eğitimi için ne gerekiyorsa yapmaya gayret etmenin yanı sıra, maddî manevî bütün ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu.

Balıkesir mutasarrıflığına tayin olan büyük ilim ve fikir adamı Mehmet Ali Ayni, Hasan Bey’i yanına özel kalem müdürü olarak alır. Kendisine güvenenleri utandırmayan, bulunduğu konumu asla suistimal etmeyen Hasan Basri Çantay tahsilini tamamlar, ayrıca hukuk, edebiyat ve felsefe dallarında da hayli mesafe kat eder.                           

BASIN HAYATI

Bazı zevatın himmeti olmuşsa da kendi kendini yetiştirmeye çalışan Çantay içinde bulunduğu durumu da dikkate alarak halka bir şeyler vermek için basın hayatına atılır.

1908 Meşrutiyeti’nin ilan edilmesi Hasan Basri Çantay’ın  hayatında bir bakıma ikinci dönüm noktası oldu. Basın hayatının da o döneme rastlaması önemli. Çıkarmaya çalıştığı ilk gazete NASİHAT idi. Uzun ömürlü olmayan bu gazeteden sonra, BALIKESİR gazetesini çıkardı. Burada yazdığı ilmî, edebî, tarihî ve içtimaî yazıların yanı sıra hukukî yazıları da hayli tesirli olmuş, bilahare çıkardığı YILDIRIM gazetesi de ciddi anlamda tesir bırakmıştır. Tedavi için gittiği İstanbul’da hayli sıkıntı çekmesine rağmen, geri döndükten sonra KARESİ diye haftalık bir başka gazete daha çıkarır. Resmi bir hüviyet kazanan Karesi, vilayet matbaasında basılmaya başlar. Hasan Basri Beyin çıkardığı tüm dergi ve gazetelere rağmen son olarak çıkardığı ve büyük tesir bırakan SES gazetesinin yeri apayrıydı. Bu gazeteyle Hasan Basri Çantay’ın vatan konusundaki hassasiyeti ön plana çıkmakta. İstila yıllarında çıkan, tahri muhabirleriyle bütün yurttan bilgi toplayan Çantay, milletin işgalcilere karşı tavır koyması  gerektiğini ısrarla vurgular.

Devletteki ciddi kaos sebebiyle, her türlü eşkıya ve karaborsacılığın hüküm sürdüğü o mütareke yıllarında verdiği korkusuzca mücadele takdire şayandır. Hatta yakın dostlarının ‘başını belaya sokma’ demelerine rağmen bunu yapmış, haksız olarak kimi gördüyse -padişah ve sadrazam dahil- eleştiren, haklı olarak kimi gördüyse destekleyen tavrıyla iyi bir mücadele örneği vermiştir. Vermiş vermesine de bundan dolayı tutuklanmasına karar verilmiştir.

ZOR, SIKINTILI GÜNLERİ

Yaklaşık dokuz ay kolluk görevlilerinin aramasından kurtulmak için köy köy dolaşmış ve kendini gizlemiş, bu zaman zarfında da köylüleri Milli Mücadele için örgütlemeye çalışmıştır. Her şeye rağmen zoruna giden bu durum canına tak etmiş. Gittiği yerlerde ilgi görmesine rağmen yük oluyorum anlayışıyla hayatına son vermeyi düşünür. Kendisi bu hali şöyle anlatıyor;

“Bu mülahazalar beni çok rahatsız etti.Müteessirdim...  Kafamın içi ateş gibi yanıyordu. Üzerimde bir rovelver vardı. Böyle, dostlara bâr (yük) olmak ne büyük azap idi. İşi adeta kökünden halletmek fikri depreşiyordu. Hatta ‘Vasiyetname’ bile hazırlamıştım. Refika-i Hayatım (hayat arkadaşım-hanımım) bir ara karşıma dikildi. ‘Bana acımıyor musun?’ dedi gözümden kayboldu. Bu rüya değildi, hakikatti. Ağladım, ağladım... Beni bu akıbetten kurtaran dindarlığımdı, Allah’ın siyaneti idi.”

Balıkesir de bir grup arkadaşıyla gizlice toplanarak milli mücadeleye karar verdiler. İşin silahlı mücadeleye kaldığı kesinleşmişti. Gönlü istiklal ve vatan sevgisiyle dolu bir mücahid bir köşede sessiz kalamazdı. Bütün sorumluluğu yüklenerek; daha doğrusu başına gelecekleri göze alarak, yalın kılıç Balıkesir’de ortaya çıkar, böylece dokuz ay on günlük gizlilik dönemi sona ermiş olur.

BİR HATIRA

Millet olarak başımıza gelen bu sıkıntıları biraz da kendimizde bulan Hasan Basri, bir yazısında şöyle der: “...Bizi can evimizden vuran düşman ne İngiliz, ne Fransız, ne Moskof, ne de Almandır. Kendimiz, kendi ahlaksızlığımızdır. Ben maddî düşmandan ziyade manevî düşmandan korkarım. Manevî düşmanımız ahlaksızlığımızdır. Binaenaleyh adam olmak istiyorsak her şeyden evvel ahlakımıza bir salah vermeliyiz.”

Maneviyatı da hayli güçlü olan Hasan Basri’yle ilgili şöyle bir husus anlatılır.

“ Bir güzel gönül sahibi hacca gitmiştir. Medine’de abdest almaktadır. Yanına yaklaşan tanımadığı biri, nereden geldiğini sorar. O da İstanbul’dan geldiğini söyleyince bu adam:

Hasan Basri Hoca’yı tanır mısın? der. Evet, cevabını alınca da şöyle devam eder.

Döndüğünde selam söyle ve onu benim için sarıl öp...  Başka bir şey söylemesine vakit bırakmaksızın ortadan kaybolur. Birgün Fatih Camii şadırvanında abdest almakta iken, kapıdan hoca görünür. Kolları sıvalı vaziyette hocaya doğru yönelir. Fakat öylece kalakalır. Çünkü emanet edilen selam içinde sarılıp öpmek de vardır. Hoca ile göz göze gelirler. O da durup beklemeye başlar. Bir süre böyle durduktan sonra mütebessim bir ifade ile eliyle yaklaşmasını işaret eder. Yanına yaklaşınca da “Hadi bakalım, ne duruyorsun, sarıl da öp” der. Adamcağız şaşkın vaziyette emre uyar ve selamı da böylece tebliğ eder.”

MEALİ ve AKİF  ile DOSTLUĞU

Hakkında “Akifnâme” diye müstakil kitap yazdığı Akif’le muazzam bir dostlukları vardır. Çıkarttığı dergiler zamanında gıyaben, milletvekili olduktan sonra da vicahen tanıştıkları Akif’le karakterleri de birbirine benzer. Yazdığı hiçbir yazıdan dolayı telif almayan Hasan Basri, o paralarla ya öğrenci okutmuş, ya da okul yaptırmış veyahut kendi adıyla cami yaptırmıştır. Öyle ki öldüğünde cebinde cenazesini kaldıracak para bulunmaz, karısının bir şekilde biriktirdiği parayla cenazesi kaldırılır.

Övülmekten hoşlanmayan Hasan Basri, yaptığı nasihatten dolayı ağlayan Ömer Kirazoğlu’na, “Oğlum keşke benim bu kadar ilmim olacağına, senin kadar imanım olsaydı...” diyerek iltifat etmiştir.

Akif’le birlikteliği Ankara’da olur. Aynı evde kalırlar. Hatta Akif,  yazdığı bülbül şiirini Hasan Basri’ye ithaf eder. M. Akif’in İstiklal Marşı’nı yazmamadaki ısrarını duyduğunda çok üzülür. Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver, gelen şiirlerin hiçbirinin İstiklal marşı olamayacağını ifade edince, Hasan Basri Bey hemen Akif’in yanına gider, çıkarttığı kâğıda bir şeyler yazıyormuş gibi harekette bulunur.

M. Akif: “Ne yapıyorsun?” dediğinde, “şiir yazıyorum” der. Ardından M. Akif’i “İstiklâl Marşı” yazmaya ikna eder.

Hasan Basri hayatının geri kalan kısmını Kuran Meali’ne vakfetmiştir. Yazdığı üç ciltlik kitap şu ana kadar yazılmış en güzel meal olma özelliğini korumaktadır.

Yeşilay, Verem Savaşı Derneği,  Çocuk Esirgeme Kurumu ve Türk Hava Kurumu gibi birçok derneklerde ve hayır kurumlarında aktif görevler alıp hizmet eden, öğretmenlik yapıp, talebe yetiştiren, haksızın karşısında, haklının yanında yer alan Hasan Basri Çantay, 4 Aralık 1964 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Vasiyeti üzerine, Edirne Kapı Şehitliği’ne defnedilmiştir. Allah rahmet eylesin.


Kaynaklar

1-   Şamil İslam Ansiklopedisi
2- Kuran-ı Kerim ve Meali Kerim, Hasan Basri Çantay
3- Hasan Basri Çantay, Doç. Dr. Mücteba Uğur, Diyanet vakfı Yay., Ankara, 1994
4- Osmanlıdan Cumhuriyete İslam Alimleri, Vehbi Vakkasoğlu, Cihan Yay., İst., 1987
5- Yılların İzi, Mahir İz, İrfan Yay. İst. 1975
6- Bir Kuran Şairi, Mehmet Akif ve Kuran Meali, Dücane Cündioğlu, Birun Yay. İst. 2000
Logged



Forum Kuralları'nı bir kere oku bence (:
İslam Dostu
Robot Yönetici
*****
Offline Görevli

Mesajlar: 3282


View Profile
Re: Hasan Basri Çantay
« Gönderildi: Eylül 05, 2008, 08:27:41 am »

 
      uyari
Değerli kardeşim sitemize hoşgeldiniz.Siz de sitemize bir katkıda bulunmak için lütfen üye olunuz.Bizler de sayenizde bilgilenelim inşaAllah.Yüce Allah günahlarımızı affetsin.[Allahumme Amin]

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hasan Basri Çantay
Logged
Buyukdinislam.Com
« : Mart 26, 2008, 02:34:58 pm »

 Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 2.695 Saniyede 26 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 1.624s, 3q)