Sevmek bazen gitmek demektir. Dişlerini kırarcasına, hiçbir şey yaşanmamışçasına, umut edilip hayal kurulmamışçasına; alırsın omzuna sızı heybesini koyulursun hiçlik yoluna. Gidersin çünkü seni yormuşlardır. Hayat denilen aşçı bir güzel yoğurmuştur hüzün hamurunu. Acının bir yüzüyle daha tanışma takatini bulamazsın kendinde. Bitmişsindir, tükenmene ise sadece bir kalmıştır. Gidersin, tüm sayfalarının arasına karbon kağıdı koyarsın ve tüm çiziklerin diğer bir kağıda aktarılmıştır, aktarılacaktır… Her gün, dünün yansımasıdır ve sen dünde yaşadıklarının ayak izlerini taşırsın dün, bugün, yarın. Keşkeler başrol oynar ve sen her gün tükenebilmeye açarsın gözünü. Uykuları özlersin, en azından düşünmezsin. Ama bu sefer rüyaların illet olur. Bir tutam huzur bulamazsın. Sen istemişsindir gitmeyi ve dişlerini de kırmak zorundasındır. Zimmetli kahırlarınla yaşarsın. Kalsaydım, tutsaydım elini bu kadar beyin çürüğüm olur muydu acaba dersin? Dişlerin gibi beynin de çürür ve dökülür. Çektirmek istersin keşkelerini, hiçbir di(ü)ş hekimi anlamaz apse yapan di(ü)şini.
Nefes alırsın içine havayı değil bıraktığını, ardında kalanı çekersin, yani atmak isteyip de atamadığını… Kalan daha şanslıdır. Çünkü gidene vefasız kimliği eklemiştir. Nefret tohumları büyütmektedir cenin olan yarasında. Kini büyütür karnının en saklı mabedinde… Giden ise çoktan pişmanlık çocuklarına karışmış, acıyla evlenmiştir. Her gününde, acıyla beraber kederli bir yuvası vardır ve boy boy pişmanlık çocukları büyümektedir dehşetle… Her yarada biraz daha büyürsün, gelişimini hiç tamamlayamazsın. Devam eder evrimlerin, ilk yara ve ilk büyüme kadar olmasa da sızlatır kılcal damarlarını. Ve sen her onsuz güne kuşbakışı bir sevda masalı ve kuşbaşı doğranmış bir yürekle çekilirsin ictimaya…
Ve şarkı en can alıcı yerinden başlar;
Bir lodos lazım şimdi bana
Bir kürek bir kayık.
Zulada birkaç şişe yakut yer gök kırmızı.
Söverim gelmişine geçmişine, ayıpsa ayıp
Düşer üstüme akşamdan kalma sabah yıldızı…..