 |
 |
 |
|
|İslâm Tâlebesi|
Site Sahibi
    
Cömertliği: 4237
Online
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 3701
'En Büyük Sloganım Bu, Daimen: ALLÂH-U EKBER!'
| |
 |
 |
 |
|
 |
« : Mayıs 01, 2008, 11:17:50 am » |
|
Kıyametin büyük alametlerinin çoğunun gerçekleştiğini söyüyorlar. Hz Mehdi nin hatta Hz. İsa (a.s.) nın bile gelip gittiğini ve bunları herkesin göremeyeceğini sadece belirli kişilerin görebileceklerini ve o kişilerin gördüklerini söylüyorlar. Hatta güneşin bile batıdan doğduğunu (manen) söylüyorlar. İlim açısından batı daha ilerde onun için diyorlar. Bu konuda dinimizin gerçekleri nelerdir. Gerçekten belirli kişelere mi görülecekler?
Kıyamet alametleriyle ilgili hadislerin çoğunluğu müteşaabih olup açıklanmaya ihtiyaç vardır. Bu konularda kesin bir şey söylemek doğru olmaz. Mehdinin veya hz. İsa'nın gelip gelmediğini kesin olarak bilemeyiz. İmtihan gereği Mehdi, Hz. İsa, deccal kim olduğu herkes tarafından bilinmeyecek. Bediüzzaman Hz. İsa için şu tespitlerde bulunmaktadır:
"Hz. İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes Onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı (yakınları ve has dostları) nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.”
Bediüzzaman Hazretlerinin Mehdi' likle alakalı tespitleri nelerdir? Günümüzde bazı insanların kendilerinin Mehdilik alametlerini Bediüzzaman' ın eserlerinden göstermeleri konusunda ne dersiniz?
Mehdi ile ilgili bazı noktalar iyi bilinirse, bu konuda gelen rivayetler ve yapılan yorumlar daha iyi anlaşılır diye düşünüyoruz. Şöyle ki:
-Mehdi meselesi akideye dahil değildir. Yani, bazı ehl-i iman Mehdiyi inkar etse dinden çıkmış olmaz, onun feyzinden mahrum kalır, hizmetinden istifade edememiş olur.
-Mehdiyi şahıs olarak belirlemek zordur. Hemen her hizip, kendi üstadını veya şeyhini mehdi görme temayülündedir.
-Mehdi olmak ayrı, kendini mehdi zannetmek ayrıdır. Nitekim zaman zaman bazı meczuplar çıkmakta ve kendilerini mehdi veya İsa olarak takdim etmektedirler.
Halbuki, mehdi kendisinin mehdiliğine değil, İslama davet eder.
Bir peygamber "ben Allahın elçisiyim, bana tabi olun" der. Ama mehdi, "ben mehdiyim, bana uyun, yoksa küfre düşersiniz" diyemez.
-Her asır, ehl-i imanı ümitsizlikten kurtaracak bir mehdi manasına muhtaçtır. Yani, mehdi manasından her asrın bir çeşit hissesi vardır.
-Bediüzzaman Said Nursi, mehdi konusunda çok kıymetli bilgiler verir. Bunların en mühimlerinden biri şudur:
Bu zaman şahıs zamanı değildir. Eski zamanda bazı harika şahıslar çıkmışlar, kıymettar hizmetlere vesile olmuşlar. Ama bu zamanda küfür şahs-ı manevi olarak hücum etmektedir. Bu hücuma karşı en büyük ferdi mukavemet başarısız kalmaya mahkumdur. Onun için bu külli hücuma mukabil bir şahs-ı manevi çıkarmak gerekir.
-Bediüzzaman Said Nursi, mehdiyetin üç merhalesinden söz eder:
1-İman
2-Hayat
3-Şeriat
Risale-i Nur, temelde iman hizmeti görmekle beraber, diğer iki merhalenin de öncülüğünü yaptığını söyleyebiliriz. Hz. Peygamber (asm) İslam davasının temelinde yer almış, sonraki İslami hizmetlerin de temelini atmıştır.
Benzeri bir durumun mehdiyette olmasına bir engel söz konusu değildir. Yani, iman hizmeti diğer iki hizmet alanını etkileyecektir. Bununla beraber, hayatın geniş dairelerinde hizmet edilirken sıra dışı bazı harika fertlerin eliyle bu hizmetlerin ifa edilmesi medar-ı bahs olabilir.
"Melikin atıyyelerini ancak matıyyeleri taşır." Bu kutsi hizmetlerin icrasında elbette bir kısım maneviyat erleri istihdam edilecektir.
"Her ormanın kendine göre aslanları olduğu gibi, her meydanın da ona münasip erleri vardır."
-"Mehdi kimdir? Ne zaman gelecektir?" gibi sorular, bazen insanı asıl vazifelerinden alıkoyabilmektedir.
Bunun yerine doğrudan aktif hizmetle meşguliyet tercih edilmelidir. Hele hele mehdiyet konusunu tartışma alanına sokmaktan kaçınılmalıdır. Nakledildiğine göre, Said Nursi sürgünde iken saf gönüllü bir zat :
"Efendim, üzülmeyin. Mehdi gelecek, her şeyi düzeltecek" der. Said Nursi şu anlamlı mukabelede bulunur:
"Mehdi geldiğinde seni vazife başında bulsun!"
Doç. Dr. Şadi Eren
Kuranda Mehdi gelecek diye bir ayet var mıdır?
Kuran-ı Kerimde böyle bir ayet yoktur. Konuyla ilgili açıklamalar Hadislerden alınmaktadır.
MEHDİ, Arapça’da “hdy” kökünden gelen bir kelimedir. Mehdi, doğru yola sâlik olan, tarîk-i müstakim’de bulunan, hidayete mazhar, hidayete eren ve hidayete vesile olan gibi mânâlara gelir. Mehdi, hususi olarak kendisine Allah tarafından yol gösterilen bir kimsedir. (1)
Büyük Mehdi ahir zamanda gelecektir, Müslümanları uyandırıp, dinlerini takviye edecek, imanlarını tecdidde bulunacaktır. Ayrıca daha önce gelecek diğer mehdilerden de söz edilir.
Kuran’da açıkca Mehdi ve özelliklerinden söz edilmez. Hadislere göre Mehdi, Peygamberimizin Âlinden, Yani Ehl-i Beytten olacaktır. Ebu Davut ve Hakim’in sahih olarak rivayet ettikleri bir hadise göre o, Peygamberimizin ıtretinden, yani Hz. Fatıma neslinden olacaktır. (2)
Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka Hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan’a bakmış ve: “Nebi Sallah Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir (Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında onun soyundan, Nebinizin (s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak, ahlâkında ona (Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında (beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir” buyurmuştur. (3)
Mehdi, Sünnet-i Seniyyeye ittibaında, fiillerinde ve hareketlerinde Nebi Sallallahu Aleyhi Veselleme benzeyecektir. Ama cismen, bedenen ve sureten, yani maddi vasıflarıyla Hz. Peygambere benzemeyebilir.
Büyük Alim Taftazani’nin (Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makâsıd adlı usûlu’d-din’e ait meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der: “Fatımutü’z-Zehra Radıyallahu anhuma’nın oğulları içinden, cevr ve zulümle doldurulduğu gibi; dünyayı adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın (liderin, büyüğün, mehdinin) çıkması konusunda ahadis-i sahîha (sahih Hadisler) varid olmuşlar.” (4)
Mehdinin çıktığı dönemde, önceki devirlere ve çağlara göre; dünyada büyük bir bolluk ve zenginlik olacaktır. Peygamber Efendimiz; Sahih-i Müslim’den bize ulaşan uzunca bir hadisin sonunda şöyle buyurmuştu: “Ümmetimin sonunda malı çok olarak verip saymayan bir (büyük) halife olacaktır...” (5)
Tüm bu hadislerden Mehdinin bir kısım özellikleri ortaya çıkar. et- Tâc’da belirtildiği gibi; Mehdi ile ilgili hadisleri, büyük hadisçilerden Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mâce, Tabarâni, Ebu ya’la, Bezzâz, İmam Ahmed b. Hanbel, el- Hakîm tahric etmişlerdir. İbn-i Haldun ve bazıları; Mehdi konulu hadislerin “tümünün” zayıf olduğunu söyleseler de kanaatlerinde yanılmışlardır. Mehdi ile ilgili sahih hadisler vardır. Ancak: “ Lâ mehdî illâ îs’bnü Meryem= Hiçbir mehdi yok , ancak İsa b. Meryem vardır” hadisi, Beyhaki, el- Hakîm ve diğerlerinin belirttiği gibi zayıftır.
Mehdilik konusunda sahih hadisler olmakla birlikte; bunların hepsi âhâddır. Zaten sahih hadislerin çoğu âhâddır. Sahih âhâd hadisler, ancak “zan / kanaat”, yani kesinliği yüzde yüz olmayan bir delil özelliği taşırlar. Zan, Zann-ı galibi ve kanaat; yüzde yüz kesinlik ifade etmeyen durumdur. Fakat bu kanaat, yüzde elli üzerinde bir ağırlığa sahiptir. Bu yüzde elli birden yüzde doksan dokuza kadar bir oranı içine alır. İlim ise kesinlik ifade eder ve yüzde yüz katilik demektir. Şüphe iki tarafın eşitliğini anlatır.
Bir konudaki kanaat, yani -teknik terimi ile- zan kesinlik ifade etmese de; ağırlık ifade eder. Bu durum görmezlikten gelinemez. Her konunun sübutu için kesin delil de istenilmez.
Meselâ tüm müctehidlerin içtihatları, ancak birer zandır; yani kati değildir. Yani bunlar, Yüzde yüz kesin olmayan kanaatlerdir. Fakat içtihadla amel edilmektedir. Bir fikre davette de “Zann-ı kabul-i cumhur” ilk şarttır. Yüzde yüz kesinliği olmamakla birlikte; bize bir konuda kanaat veren her şey zandır.
Bu noktadan mehdilik konusunu, mehdileri veya Büyük Mehdiyi bir çırpıda inkâr edivermek; hadis bilimi açısından temelsiz ve tutarsızdır. Hem “Mehdi yoktur” veya “mehdilik yoktur” gibi bir sahih hadis yoktur.
Sonuç olarak yukarıdaki hadisler bize bu konuda bir kanaat verdikleri gibi, Mehdinin bazı özelliklerini de anlatırlar. Fakat Mehdi ve Deccal konusu, hadislerin müteşabihâtı içine girdiği için; bu konuyu tüm incelikleriyle anlamak kolay değildir. Bu konuda çağına göre tutarlı ve yerinde te’vil ve tefsirlere ihtiyaç vardır. Ayrıca her asır mehdi mânâsından nasiblenmesi lazım olduğundan anlatım açık değildir.
Kaynaklar: 1. ŞEMSEDDİN SAMİ, Kâmus-ı Türki, I-II, İkdam Matbaası, İstanbul, 1316, II, 1436; HEYET; Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat, İstanbul, 1985, s. 607 (Mehdi kelimesi) 2. MANSUR ALİ NASİF, et-Tacu’l- Cami‘u lil- Usûl, I-V, Metebetu Pamûk, İstanbul, 1961, V, 363, (Kitabu’l- Fiten, bâb, 7) 3. Tâc V, 363 4. TAFTAZANİ, Mesud b. Ömer, Şerhu’l-Makâsıd, I-V, Tahkik, ta’lik Abdurrahman Amire, Âlemu’l- Kütüb, Beyrut, 1989, V, 312; krş, et-Tâc, V, 343, (Kitabu’l- Fiten, bâb, 7) 5. Tâc, V, 342, (Kitabu’l- Fiten, bâb, 7)
Doç. Dr. Murat Sarıcık
|