Buyukdinislam.Com
 
*
Selamun Aleyküm, Ziyaretçi Kardeş. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Eylül 06, 2008, 06:58:47 pm


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İntihar mı İstişhad mı?  (Okunma Sayısı 270 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi Kardeş konuyu incelemekte.
tHe sLave

Site Sahibi
*****



Cömertliği: 3244

Online Online

Cinsiyet: Bay

Mesaj Sayısı: 3089

'En Büyük Sloganım Bu, Daimen: ALLÂH-U EKBER!'


WWW
« : Ocak 26, 2008, 03:47:55 pm »

Bilindiği üzere cihad yaşanılan dönemin şartlarına ve gereklerine göre yapılır. Nitekim Resulullah (s.a.s.) bir hadisinde: “İyi bilin ki kuvvet atmaktır” diye buyurmuştur. (Bu hadisi Müslim, İmare 168′de; Ebu Davud, Cihad 23′te; Tirmizi, Enfal suresi tefsirinde; İbnu Mace, Cihad 19′da; Darimi, Cihad, 14′te; İbnu Hanbel, 4/157′de rivayet etmiştir.) İlim adamları bu hadisi, savaşı yaşanılan çağın gereklerine ve şartlarına göre yapmak gerektiği şeklinde yorumlamışlardır. Bu bütün cihadi ameller için geçerlidir. Bu itibarla savaşta yasaklar sınırının aşılmaması şartıyla yaşanılan çağın gereklerine göre yeni metotlar geliştirilmesi mümkündür. Dolayısıyla bir metot geliştirilirken dikkat edilmesi gereken onun yasaklar dairesine girip girmediğinin tespit edilmesidir. Eğer bir fiilin benzeri Resulullah (s.a.s.) döneminde yapılmış ve itiraz edilmemişse o fiilin yasaklar dairesine girdiği söylenemez. Ayrıca bilmek gerekir ki, burada önemli olan esasta benzerliktir. Yoksa şekilde farklılık esastaki benzerliğe dayanan kıyası geçersiz kılmaz.

Batılıların literatürlerinde “şehadet” kavramı olmadığından, Müslümanların cihad esnasında şehadeti göze alarak gerçekleştirdikleri eylemleri onlar “intihar” olarak adlandırıyorlar. Bu isimlendirme bizim İslami yayın organlarına da aynen yansıyor ve halkın dilinde “intihar saldırısı” ismi dolaşmaya başlıyor. Bu kez: “İntihar etmek haram olduğuna göre bu insanlar bu fiilleri neye dayanarak yapıyorlar?” sorusu akla geliyor. Bazıları bu eylemleri zulüm karşısındaki bıkkınlığa karşı bir patlama şeklinde anlamaya çalışıyor ve: “Her ne kadar şer’an bir izahını bulamazsak da başlarındaki zulmü göze olarak bu fiillerini anlayışla karşılamak zorundayız” tarzında birtakım izahlar bulmaya çalışıyorlar. Oysa bizim için her konuda ölçü ve terazi Allah’ın şeriatıdır. Allah’ın şeriatına göre izahını bulamadığımız bir ameli belli bir sebebe dayandırsak bile geçerli ve meşru göremeyiz. Bir amelin ne derece meşru olduğunu ortaya koymak için yapacağımız izahlarda önemli olan olayın sosyolojik veya psikolojik boyutlarını izah etmemiz değil şer’i yönden geçerliliğini ortaya koyabilmemizdir.
Aşağıda siretten, bir insanın cihad esnasında kesin şekilde öldürüleceğini bildiği halde, Müslüman tarafın maslahatı veya karşı tarafın zayıf düşürülmesi için bir eyleme atılmasıyla ilgili örnekler ve fıkıh alimlerimizin bu konudaki görüşlerini sıralayacağız. Bu bilgilerin derlenmesinde, Kuveyt Üniversitesi Şeriat Fakültesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Abdurrezzak Halife eş-Şayci’nin haftalık el-Muctema dergisi, sayı: 1192, sh. 44-45′te yayınlanan bir araştırmasından, yine Kuveyt Üniversitesi Şeriat Fakültesi’nin dekanı Prof. Dr. Acil Casim en-Neşemi’nin el-Kabas gazetesinin 19 Mart 1996 tarihli sayısında yayınlanan fetvasından, Ezher Alimleri Cephesi’nin konuyla ilgili fetvaları hakkında eş-Şa’b gazetesinin 13 Nisan 1996 tarihli sayısında yayınlanan geniş haberden, değişik üniversitelerin Şeriat fakültelerinde görev yapan bazı öğretim görevlilerinin “Şeriat alimlerinin Filistin toprağındaki istişhad eylemlerinin meşruiyeti hakkındaki fetvaları” başlığıyla ortaklaşa yayınladıkları fetvalarından, İbrahim el-Ali’nin, Filistin el-Muslime, Ekim, Kasım ve Aralık 1995 sayılarında (üç sayı arka arkaya) yayınlanan bir araştırmasından ve bunların dışındaki değişik İslami kaynaklardan yararlandık. (Yararlandığımız kaynaklardan bazılarını metin içinde zikrettik.)
* Yüce Allah, bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor: “Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır.” (Ahzab, 33/23)
Bu ayetin nüzul sebebiyle ilgili olarak, Buhari, Müslim, Tirmizi ve daha başkalarının Enes ibnu Malik (r.a.)’ten rivayet ettiklerine göre, Enes ibnu Malik (r.a.)’in amcası Enes ibnu Nadr (r.a.) Bedir savaşında bulunamayınca: “Resulullah (a.s.)’ın girdiği ilk çarpışmada bulunamadım. Eğer Allah bana Resulullah (a.s.) ile birlikte bir çarpışmaya katılmak nasip ederse, mutlaka nasıl (kahramanca) hareket edeceğimi görecektir” dedi. Bu kişi Uhud savaşında şehid edildi. Bu savaşta öldürülünceye kadar kahramanca savaştı. Bedeninde kimi gürz, kimi kılıç, kimi de ok yarası olmak üzere seksen küsur yara görüldü. Bu ayeti kerime de onun hakkında indirildi. (Bu konudaki rivayeti Buhari, Cihad, 12; Tefsir, Ahzab suresi tefsiri, 3; Tirmizi, Ahzab suresi tefsiri, 2,3′de rivayet etmiştir.)
Dikkat edilirse ayetin metninde Yüce Allah, Allah yolunda şehid oluncaya kadar çarpışmayı adayanlardan ve bu adağını yerine getirenlerden övgüyle söz etmektedir ki, bu onların intihar edenler gibi olmadıklarını gösterir. Ayetin nüzul sebebiyle ilgili rivayet de, şehid olmayı göze alarak kahramanca çarpışmanın övgüye değer bir amel olduğunu ortaya koyuyor. Fakat bilmek gerekir ki, cihadın gayesi ölmek değildir. Ama düşmanın zayıf düşürülmesi veya İslam kuvvetlerinin bir zarardan korunması mücahitlerden birinin veya birkaçının öldürülmesiyle ancak mümkün olacaksa bundan dolayı bazılarının kendilerini şehadete atmaları intihar değil aksine büyük bir kahramanlıktır. Aşağıda vereceğimiz rivayetler de bunu ortaya koymaktadır.
* Müslim’in naklettiği bir hadise göre Enes ibnu Malik (r.a.)’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.s.) Uhud gününde ensardan yedi ve Kureyş’ten iki kişiyle birlikte yalnız bırakıldığında, müşriklerin onun üzerine ok yağdırmaları ve kendilerine doğru yaklaşmaları üzerine: “Bunları kim bizden uzaklaştırır, onun için cennet vardır -yahut- o cennette benim arkadaşımdır” diye buyurdu. Bunun üzerine ensardan bir adam öne geçti ve öldürülünceye kadar çarpıştı. Sonra yeniden üzerine ok atmaya başladılar. Resulullah (s.a.s.) tekrar: “Bunları kim bizden uzaklaştırır, onun için cennet vardır -yahut- o cennette benim arkadaşımdır” diye buyurdu. Bunun üzerine ensardan bir adam öne geçti ve öldürülünceye kadar çarpıştı. Bu şekilde tam yedi kişi şehid oluncaya kadar devam etti. Daha sonra Resulullah (s.a.s.) yanındaki iki sahabisine: “Arkadaşlarımıza insaf etmedik” diye buyurdu.” (İmam Nevevi, Müslim Şerhi’nde hadisin sonundaki: “Arkadaşlarımıza insaf etmedik” ibaresini şu şekilde açıklamıştır: “Yani Kureyşliler, ensara insaf etmedi. Kureyşliler çarpışmaya çıkmazken ensardan olanlar teker teker çarpışmaya çıkarak şehid edildiklerinden böyle denmiştir.”)
Bu olayda dikkat edilirse yedi sahabi Resulullah (s.a.s.)’a zarar gelmesini önlemek için müşriklerin üzerine atılmış ve geleceği kesin olan bir ölüme kendilerini atarak müşriklerin Resulullah (s.a.s.)’a yaklaşmalarını engellemişlerdir.
Kurtubi, Tefsir’inde bu olaydan, cesaretli bir kimsenin yalnız başına da olsa ölümü göze alarak kalabalık bir düşman grubunun arasına dalıp onlara zarar vermesinin caiz olduğu hükmünü çıkarmıştır.
* Enes ibnu Malik (r.a.)’ten rivayet edildiğine göre Bedir’de müşrikler Müslümanlara yaklaşınca Resulullah (s.a.s.): “Genişliği göklerle yer kadar olan cennet için kalkın” diye buyurdu. Ensardan Umeyr ibnu’l-Humam: “Genişliği göklerle yer kadar olan bir cennet mi ey Resulullah?” dedi. Resulullah (s.a.s.): “Evet” dedi. O da: “Tamam, tamam” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.): “Seni “tamam, tamam” demeye yönelten ne oldu?” diye sordu. O da: “Vallahi, oranın (o cennetin) ehlinden olma arzusundan başka bir şey değil, ey Resulullah!” dedi. Resulullah (s.a.s.): “Sen oranın ehlindensin!” diye buyurdu. (Umeyr) sonra heybesinden birkaç hurma çıkardı ve onları yemeye başladı. Sonra: “Ben eğer bu hurmaları yiyinceye kadar yaşarsam bu uzun bir hayat olur” dedi ve yanındaki hurmaları attı. Sonra öldürülünceye kadar onlarla çarpıştı.” (Bunu Müslim, İmare, 145′te rivayet etmiştir.)
İmam Nevevi, Müslim Şerhi’nde bu hadisle ilgili açıklamasında şöyle der: “Buradan bir kişinin kafirlerin birliklerinin arasına dalmasının ve kendisini şehadete atmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu hareket ilim adamlarının büyük çoğunluğuna göre caizdir ve hiçbir keraheti yoktur.”
* Taberi Tefsiri’nde rivayet edildiğine göre Ebu İshak, Bera ibnu Azib (r.a.)’e: “Bir adam yalnız başına düşmandan bin kişilik bir grubun içine dalarsa, Yüce Allah’ın: “Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” derken kastettiği kimselerden olur mu?” diye sordu. Bera (r.a.) da şöyle cevap verdi: “Olmaz. Öldürülünceye kadar çarpışsın. Allah, peygamberine: “Allah yolunda savaş. Sen sadece kendinden sorumlusun.” (Nisa, 4/84) diye buyurdu.”
Burada Bera (r.a.), söz konusu ayeti fetvasına delil gösterirken şunu demek istemiştir: “Allah, peygamberine: “Sen sadece kendinden sorumlusun” diyerek yalnız başına bile kalsa Allah yolunda çarpışması gerektiğini ona bildirmiştir.” Ayrıca rivayetten şunu anlıyoruz: “Bir kişi yalnız başına kalabalık bir düşman grubunun içine daldığında onlarda bir şaşkınlık ve dağınıklık meydana getireceğini, bu arada içlerinden birkaç kişiyi öldürebileceğini ve böylece düşman tarafına zarar verebileceğini ama buna rağmen öldürüleceğini biliyorsa bu eylemi yapabilir.” İşte bu bir istişhadi eylem yani şehadeti göze alarak gerçekleştirilen eylemdir. Geçmişte bu tür eylemler bir mücahidin kılıcını alarak düşman kuvvetlerinin arasına dalması suretiyle gerçekleştiriliyordu. Bugün de vücuduna bomba bağlayarak veya arabasına bomba yerleştirerek düşman kuvvetlerinin arasında patlatması suretiyle yapılıyor. Esasta benzerlik, şekilde ise farklılık söz konusu. Şekilde farklılığın kıyasın geçerliliğini ortadan kaldırmayacağını çünkü çağın şartlarına ve gereklerine göre şekilde farklılık olabileceğini daha önce söylemiştik. Eğer cihad uygulamalarında sadece esasta değil şekilde de aynılık ararsak bugün toplarla, otomatik tüfeklerle ve benzeri savaş aletleriyle cihad etmeyi caiz görmememiz gerekir.
Logged



Forum Kuralları'nı bir kere oku bence (:
İslam Dostu
Robot Yönetici
*****
Offline Görevli

Mesajlar: 3329


View Profile
Re: İntihar mı İstişhad mı?
« Gönderildi: Eylül 06, 2008, 06:58:47 pm »

 
      uyari
Değerli kardeşim sitemize hoşgeldiniz.Siz de sitemize bir katkıda bulunmak için lütfen üye olunuz.Bizler de sayenizde bilgilenelim inşaAllah.Yüce Allah günahlarımızı affetsin.[Allahumme Amin]

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İntihar mı İstişhad mı?
Logged
Buyukdinislam.Com
« : Ocak 26, 2008, 03:47:55 pm »

 Logged
»º©º«SeMa»º©º«

Üst Düzey Yönetici
*****



Cömertliği: 1491

Offline Offline

Cinsiyet: Bayan

Mesaj Sayısı: 2206

Ezanla dirilmek..Namazla yaşamak..İmanla ölmek..


« Yanıtla #1 : Ocak 26, 2008, 10:40:53 pm »

Benim de çok merak ettiğim bir konuyu çok güzel açıklamış bu yazı..Çok çok önemli bir konu..İnsanın kafasını çok karıştırıyor hem müslüman hem intihar kelimelerini bir arada görmek.. Çok yararlı bir paylaşım..Allah razı olsun..
Logged

Yasarmayan bir göz, kızarmayan bir yüz, hissetmeyen bir öz, eyleme dönüsmeyen binbir söz ile Allah'a yazılan davetiyeler nasıl varsın yerine?

Forum Kurallarımız
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.198 Saniyede 27 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.042s, 3q)