 |
 |
 |
|
ebuammar
İslâm Yolunda

Cömertliği: 54
Offline
Mesaj Sayısı: 35
| |
 |
 |
 |
|
 |
« : Haziran 18, 2008, 08:59:20 am » |
|
AĞA VE AVANESİ Hapishanedeki eşkıyalar aleminde çirkef, problemli fakat nüfuz sahibi, ağa diye isimlendirilen kişiler bulunur. Bu ağaların etrafında ağaları olmadan hiç bir güçleri olmayan ve “hizmetciler diye adlandırılan genellikle en düşük tabakadan olan insanlar olur. Bu insanlar ağalarının hizmetine kendilerini adamışlardır. Ağanın yemeğini getirmek, yatağını düzeltmek ve çevresini düzenlemek gibi işlerin yanında burada söyleyemeyeceğim her türlü pis işleri de yaparlar.
Bu hizmetçiler genellikle zina, livata gibi suçlardan hüküm giymiş en alt tabakadan kişilerdir. En pis işleri bunlar yaparlar. Kendilerini savunacak güçleri yoktur. Ancak ağalarının emirlerine boyun eğip, pis işlerini yürütmeleri karşılığında ağalarının kendilerine yardım etmesini isterler. Bu yüzden onları ağalarının eteğine yapışmış olarak görürsün. Talepler ne kadar aşağılık olursa olsun yerine getirmekte ustadırlar. Kendilerinden istenen şey mahkûmiyet sürelerini uzatacak bir suç olsa bile fark etmez. Diğer mahkumlara sataşır, kavga ederler, ağalarının vurmalarını istediği herkesi büyük-küçük demeden itibarına bakmadan darbederler. Herkesle tartışır, kendi seviyelerindeki adiliğe bakmadan herkese sataşırlar. Bunu sadece çevresi eşkıyalarla çevrili ağalarına güvenerek yaparlar.
Hapishanedeki bu ağaların yandaşları arasında satabilmek için onlara hap ve uyuşturucu getiren gardiyanlar ve polislerle de bağlantıları vardır.
Avaneler genelde iki şey üzerinde mahir bir ustadırlar. Birincisi, ağalarına karşı çıkan herkese tuzaklar kurmak, onların ardından entrikalar çevirmek ve onu en iğrenç suçlularla itham etmek. Ağalarına düşmanlık eden herkes -kendileri bu işin uzmanı olmalarına rağmen - ya homoseksüeldir ya da -efendilerinin devletin en büyük taraftarı olmasına rağmen devlet ajanıdırlar.
Avanelerin usta olduğu ikinci husus ise; hapishane aleminde ağalarından zerre kadar dahi olsa bir menfaat elde edebilmek için ağalarının ayakları altında sürünmekten ve önünde yere kapanmaktan haz almalarıdır. Ağalarının yemeklerinden, haplarından ya da sigarasından başka kimselerin faydalandığından daha çok faydalanabilmek için her türlü düşüklüğü sergilemek bunların genel karakteridir.
Bunlar tıpkı köpekler gibidirler. Sahibini gördüğü zaman onun ayakları altına yuvarlanan, sahibine olan sevgisinden gurur ve sevinç duyarak onun önünde kuyruk sallayan köpekler misali… (Köpeklerin bunlardan daha üstün olduğunu bildiğim halde böyle bir benzetme yaptığım için onlardan özür diliyorum. )
Bu kişiler efendilerinin yanında tavşan gibi iken başkalarının yanında sırf efendilerinin çetesine katılmış olmaktan dolayı şişinerek, böbürlenerek gezinirler.
Hapishanedeki bu ayak takımı ile efendileri arasındaki ilişkiyi düşününce, bu ilişkinin günümüzde Amerika ile onun yandaşları olan 3. Dünya Ülkelerindeki yöneticilerle arasındaki ilişkiye ne kadar çok benzediğine hayret ettim.
Dünya düzeninin sarsılıp Amerika’nın dünyada tek güç haline gelmesinden önce iki kutuptan oluşan dünyada, Amerika 3. Dünya ülkelerindeki pek çok kişiye göre emperyalizmin sembolü idi. Bu dönemde Amerika için çalışma suçu, ülkedeki zillet sistemine boyun eğmeyi reddeden ve bu sistemin aşırılıklarına, zulmüne ve küfrüne karşı baş kaldıran bir mücahide ya da herhangi bir özgür kişiye yapıştırılmak üzere hazır tutulurdu. Bu suç böyle kişilere sistem, onun tellalları ve medya tarafından anında nispet edilirdi. “O Amerikan casusu, Washington’dan para alan bir kişidir.”
Bir insana sadece böyle bir suçun nispet edilmesi bile onun mahfolması, başının büyük derde girmesi, yargılanması ve hapsedilemesi için yeterli idi. Sistem ve yöneticileri kendileri boğazlarına kadar bu suçun içine batmış olmalarına rağmen başkalarını bu suçla itham ederlerdi. Tabî ki kendilerinin işlediği suç, tıpkı hapishanedeki eşkıyaların yaptığı gibi gizlice idi.
Ancak bu gün Amerika’nın dünyada tek bir güç haline gelmesi, tek başına dünyaya hükmetmesi, Amerika’ya ve onun siyasetine boyun eğen devlet yöneticileri nazarında bütün ölçütleri alt üst etti. Artık açıkça Amerika için çalışmak ve ona tabi olmak bir ihanet görülmemektedir. Bundan dolayı tutuklanmak onur kırıcı ve utanç verici olmadığı gibi, onun ayakları altında sürünmek -karşılık bekleyerek ya da karşılıksız- emperyalizme hizmet etmek kabahat değil. Çünkü artık Amerika onların nazarında emperyalist bir ülke olmaktan çıkıp, siyasetine boyun eğdikleri, tabi olmaktan gurur duydukları efendileri oldu.
Nasıl olmasın ki, kendileri için hangi sistemlerin (örgütlerin) şer odağı olduğunu o belirliyor. Onlarda bu sistemleri (örgütleri) kuşatıp onlara despotça davranmakta birbirleri ile yarışıyorlar. Diğer taraftan kimlerin hayır odakları olduğunu da Amerika onlar için belirliyor ve onlarda bu odaklara –bu aslında İsrail gibi terörün ta kendisi ve kaynağı olmalarına rağmen– yakınlaşmak için yarışıyorlar. İşte bu, Amerika’nın ortaya çıkardığı, bütün değerlerin, düşünce ve ilkelerin üzerinde görülen küreselleşme kültürüdür... Amerika, kendi siyasetinin ayakları altında ezilmeyi kabul etmeyerek, zillete baş kaldıran özgür halkları, yargılanıp hapsedilmesi gereken suçlu ve terörist haline getirdi.
Ancak Amerika’nın menfaatini gözetip ona boyun eğen, gerçek manada fiilen onun için çalışan, her açıdan emirlerini yerine getiren, halkından çok ona sadık olanlar, böylece Amerikanın boyunlarına geçirdiği yuları sağlamlaştırıp halkının şerefini satarak onun kavgasına ortak olmuşlardır. Bu tavır onlar nazarında özgürlük, şeref, halklarının menfaatleri ve kalkınması için çalışmak anlamındadır.
Amerikanın küreselleşme adı altında tüm dünyaya yaymış olduğu ve bütün dünya ülkelerinin ya korkarak ya da isteyerek tabi olduğu bu uluslar arası terörizm ve eşkıyalıkla, hapishanedeki eşkıyaların yaptığı şey arasında hiç bir fark yoktur.
Bu devletler efendileri olmadan kıllarını bile kıpırdatamazlar. Amerike onlara ne yaparsa yapsın onsuz hiç bir kıymetleri bulunmadığı için seslerini çıkaramazalar.
Bu devletler Amerikaya itaatkar bir hayvanın sahibine itaati misali itaat ederler. Zaten böyle yapmazlarsa Amerikayı memnun edemezler. Onlar dünyanın eşkıyası Amerika olmadan hiç bir güce, hiç bir kıymete sahip değildirler. Tıpkı hapishane ağasının etrafındaki asalaklar gibi.
Bu yüzden mücahitler Newyork, Washington, Kenya, Yemen, Riyad ve diğer yerlerde olduğu gibi efendilerinin gururunu kırdığı zaman deliye dönerler. Onlar Allah’ın dinini terkedip, Allah dostları ile savaşırlar ve onların nazarında Amerika’dan daha kıymetli hiç bir şey yoktur. Ve bilirler ki – hapishanedeki ahlaksız, aslakların bildiği gibi- eğer efendileri Amerika yok olursa kendileri de yok olacak ve sürüleceklerdir. Çünkü varlıklarının devamı Amerikanın devamına bağlıdır. Tıpkı hapishanedeki ağa taraftarlarının varlıklarının eşkıya ağalarına bağlı olması gibi...
|